Ravi: Fadale İbnu Ubeyd
Resulullah (sav) dua eden bir adamın, dua sırasında Hz. Peygamber (sav)'e salat ve selam okumadığını görmüştü. Hemen: "Bu kimse acele etti" buyurdu. Sonra adamı çağırıp: "Biriniz dua ederken, Allahu Teala'ya hamd-u sena ederek başlasın, sonra Hz. Peygamber (sav)'e salat okusun, sonra da diledigini istesin" buyurdu.
Kaynak: Tirmizi, Da'avat 66, (3473, 3476); Ebu Davud, Salat 368, (1481); Nesai, Sehv 48, (3, 44)
"Kula lâzımdır ki, zaman haddini unutturmaya.." imam rabbani(k.s.) _________________________________________________________________________
27 Şubat 2010 Cumartesi
23 Şubat 2010 Salı
istidat
64- Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir. Senin Rabbin unutkan değildir.
65- (O) semaların, arzın ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et; O'na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol. O'nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur).
“Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz.” Meleklerin inmesi ve nefsin mele-i ala (yüceler âlemi) ile bütünleşmesi ancak iki şeyle mümkündür: Biri, yüceler âleminin ruhunun cevherine uygun olmasını sağlayan asli istidat ve fıtri saflık, öbürü ise, tasfiye ve tezkiye sonucu gerçekleşen hal istidadıdır. Sadece, bu durumun gerçekleşmesi yetmez, bilakis bu noktada itibar edilen meleklerdir. “Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner.” (Fussilet, 30) ayetini ve bu ayette meleklerinin inmesinin melekeye delalet eden temkin dediğimiz istikamete terettüp ettiğini görmediniz mi? Ayrıca şeytanların inmesiyle ilgili şu ayete bakın: “Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.” (Şuara, 222) Burada, şeytanların inmesine dönük istidadın hasıl olmasıyla ilgili olarak mübalağa sigası kullanılmıştır ki bu siga melekeye ve devamlılığa delalet eder. Ayrıca melekler, ancak doğru ve hayırlı kimselere inerler. İşte bu ikinci istidat birinci istidatla birleşince bu, Hakk’ın izninin ve emrinin alameti olarak belirginleşir. Çünkü feyiz genel ve eksiksizdir, kesinlikle inkıtaa uğramaz. Eğer bir yerde gecikme söz konusu ise, bu gecikme istidadın olmayışından kaynaklanmaktadır. Nitekim, Hz. Rasulullah’a (s.a.v) vahyin gelmesi gecikip onun da sabrı azalınca bu ayet nazil olmuştur. Dolayısıyla, üzerinde durduğumuz ayette demek isteniyor ki: Biz kendi isteğimizle, kendi tercihimizle inmeyiz, bilakis O’nun tercihi ve isteğiyle ineriz. Sadece O’nun emri geçerlidir, başka bir şey değil. “Önümüzde…olan her şey Ona aittir.” Üstümüzde bulunan, tavırlarımızdan önce olan, yüzümüzün dönük bulunduğu ve ilmimizin kuşatamadığı ceberut âlemi, “arkamızda…bulunan.” bizim tavırlarımızdan sonra olan melekuti arz tavırları ve “bunlar arasında bulunan her şey…” içinde bulunduğumuz melekuti tavırların hepsi O’nun kahrının egemenliği, O’nun emrinin hakimiyeti altındadır. O’nun ilmi tümünü kuşatmıştır. “Senin Rabbin unutkan değildir.” Kemale istidadı olan bir şeyi unutmaz, ona kemal feyzini göndermezlik etmez. Ya da müstahak olan birini hakkından daha alt bir mertebede bırakıvermez. Bilakis, ilim olarak bütün istidatları kuşatır ve bunlara kemal feyzini iletir. Her birinin gerektirdiğini istidadın hasıl olmasıyla birlikte defaten indirir. Eğer vahiy gecikirse, bu senden kaynaklanmaktadır, O’ndan değil. O “semaların, arzın ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir.” Her birini kendine tahsis edilen ismiyle terbiye eder, yönetir ve halinin gerektirdiği feyzi ona yansıtır. Kısacası bütün isimleriyle her şeyi terbiye eder, yönetir. “Şu halde O’na kulluk et.” halinin gerektirdiği kulluğunu O’na sun. Ta ki feyzi kabul edecek, vahyin nüzulüne müsait olacak istidadın oluşuncaya kadar. İbadetin gerçekleşmesi için istidadın bir veya iki kere arındırılması şeklinde hazırlanması yetmez. Bilakis burada devamlılık esastır. o halde feyiz ve vahyi kabul edebilmen için bu arınma ameliyesine kesintisiz devam et. “Ona kulluk etmek için sabırlı ve metanetli ol.” devamlı surette O’na yönel. “O’nun bir adaşı olduğunu biliyor musun?” O’nun bir benzerini biliyor musun ki o benzere yönelesin, yüzünü ona çeviresin de senin isteğini, matlubunu sana versin?!
Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Kuran Tefsirinden
65- (O) semaların, arzın ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et; O'na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol. O'nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur).
“Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz.” Meleklerin inmesi ve nefsin mele-i ala (yüceler âlemi) ile bütünleşmesi ancak iki şeyle mümkündür: Biri, yüceler âleminin ruhunun cevherine uygun olmasını sağlayan asli istidat ve fıtri saflık, öbürü ise, tasfiye ve tezkiye sonucu gerçekleşen hal istidadıdır. Sadece, bu durumun gerçekleşmesi yetmez, bilakis bu noktada itibar edilen meleklerdir. “Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner.” (Fussilet, 30) ayetini ve bu ayette meleklerinin inmesinin melekeye delalet eden temkin dediğimiz istikamete terettüp ettiğini görmediniz mi? Ayrıca şeytanların inmesiyle ilgili şu ayete bakın: “Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üstüne inerler.” (Şuara, 222) Burada, şeytanların inmesine dönük istidadın hasıl olmasıyla ilgili olarak mübalağa sigası kullanılmıştır ki bu siga melekeye ve devamlılığa delalet eder. Ayrıca melekler, ancak doğru ve hayırlı kimselere inerler. İşte bu ikinci istidat birinci istidatla birleşince bu, Hakk’ın izninin ve emrinin alameti olarak belirginleşir. Çünkü feyiz genel ve eksiksizdir, kesinlikle inkıtaa uğramaz. Eğer bir yerde gecikme söz konusu ise, bu gecikme istidadın olmayışından kaynaklanmaktadır. Nitekim, Hz. Rasulullah’a (s.a.v) vahyin gelmesi gecikip onun da sabrı azalınca bu ayet nazil olmuştur. Dolayısıyla, üzerinde durduğumuz ayette demek isteniyor ki: Biz kendi isteğimizle, kendi tercihimizle inmeyiz, bilakis O’nun tercihi ve isteğiyle ineriz. Sadece O’nun emri geçerlidir, başka bir şey değil. “Önümüzde…olan her şey Ona aittir.” Üstümüzde bulunan, tavırlarımızdan önce olan, yüzümüzün dönük bulunduğu ve ilmimizin kuşatamadığı ceberut âlemi, “arkamızda…bulunan.” bizim tavırlarımızdan sonra olan melekuti arz tavırları ve “bunlar arasında bulunan her şey…” içinde bulunduğumuz melekuti tavırların hepsi O’nun kahrının egemenliği, O’nun emrinin hakimiyeti altındadır. O’nun ilmi tümünü kuşatmıştır. “Senin Rabbin unutkan değildir.” Kemale istidadı olan bir şeyi unutmaz, ona kemal feyzini göndermezlik etmez. Ya da müstahak olan birini hakkından daha alt bir mertebede bırakıvermez. Bilakis, ilim olarak bütün istidatları kuşatır ve bunlara kemal feyzini iletir. Her birinin gerektirdiğini istidadın hasıl olmasıyla birlikte defaten indirir. Eğer vahiy gecikirse, bu senden kaynaklanmaktadır, O’ndan değil. O “semaların, arzın ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir.” Her birini kendine tahsis edilen ismiyle terbiye eder, yönetir ve halinin gerektirdiği feyzi ona yansıtır. Kısacası bütün isimleriyle her şeyi terbiye eder, yönetir. “Şu halde O’na kulluk et.” halinin gerektirdiği kulluğunu O’na sun. Ta ki feyzi kabul edecek, vahyin nüzulüne müsait olacak istidadın oluşuncaya kadar. İbadetin gerçekleşmesi için istidadın bir veya iki kere arındırılması şeklinde hazırlanması yetmez. Bilakis burada devamlılık esastır. o halde feyiz ve vahyi kabul edebilmen için bu arınma ameliyesine kesintisiz devam et. “Ona kulluk etmek için sabırlı ve metanetli ol.” devamlı surette O’na yönel. “O’nun bir adaşı olduğunu biliyor musun?” O’nun bir benzerini biliyor musun ki o benzere yönelesin, yüzünü ona çeviresin de senin isteğini, matlubunu sana versin?!
Muhyiddin İbn Arabi (k.s.)
Kuran Tefsirinden
ÖLÜMSÜZ HAYAT, HAYATSIZ ÖLÜM
ÖLÜMSÜZ HAYAT, HAYATSIZ ÖLÜM
Bir gün bunaldım. Kendimde bir heyecan oldu. Bana şöyle bir sual soruldu:
- “Ne istiyorsun?”
Buna karşılık şöyle dedim:
- “Öyle bir hayat istiyorum ki onda ölmek olmaya ve öyle bir ölüm istiyorum ki onda dirilmek olmaya.”
Bunun üzerine bana:
- “Ölümsüz hayat ve dirilmesi olmayan ölüm nasıldır?”
Denince devam ettim:
- “Dirilmesi olmayan ölüm halkı unutmam, onların hayrını, şerrini görmememle olur. Bundan sonra nefsim, iradem, dünya ve ahiret arzularımın hepsi yok olmalıdır. Bu türlü hislerimin benden yok olmasıdır.
Ölümü olmayan hayat ise Hakk’ın (CC) varlığı ile var olmamdır… Bu varlıkta benim hiçbir şeyim kalmamalı. Buradaki benim ölümüm var olmaktır. İradem burada Hakk (CC) iradesi ile birleşmiştir. Bu irade, iradelerin en güzelidir.”
Abdulkadir Geylani Hazretleri
FÜTUHUL GAYB
Bir gün bunaldım. Kendimde bir heyecan oldu. Bana şöyle bir sual soruldu:
- “Ne istiyorsun?”
Buna karşılık şöyle dedim:
- “Öyle bir hayat istiyorum ki onda ölmek olmaya ve öyle bir ölüm istiyorum ki onda dirilmek olmaya.”
Bunun üzerine bana:
- “Ölümsüz hayat ve dirilmesi olmayan ölüm nasıldır?”
Denince devam ettim:
- “Dirilmesi olmayan ölüm halkı unutmam, onların hayrını, şerrini görmememle olur. Bundan sonra nefsim, iradem, dünya ve ahiret arzularımın hepsi yok olmalıdır. Bu türlü hislerimin benden yok olmasıdır.
Ölümü olmayan hayat ise Hakk’ın (CC) varlığı ile var olmamdır… Bu varlıkta benim hiçbir şeyim kalmamalı. Buradaki benim ölümüm var olmaktır. İradem burada Hakk (CC) iradesi ile birleşmiştir. Bu irade, iradelerin en güzelidir.”
Abdulkadir Geylani Hazretleri
FÜTUHUL GAYB
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)